Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2017 Çarşamba

ONUR MUHAFIZLARI

Anıtkabir’de 2 saatlik nöbetleri süresince hareket etmeyen, ve nöbet değişimlerinin büyük ilgi gördüğü “onur muhafızları”, en kısası 1,80 metre olan, özel olarak seçilen askerler, KKK,HKK ve DKK’de aktif görev yapan askerlerden seçiliyor. Seçimleri sırasında, görünen yerlerinde yara, dövme gibi unsurların olmaması dikkat ediliyor. 
Çeşitli ilaç aldıkları iddiasını Anıtkabir Komutanlığı yalanlıyor ve askerlerin dediklerine göre:
“Ata’mıza olan saygı ve sevgi, görev bilinci ve iyi eğitimin sonucunda 2 saat boyunca hareketsiz kalabiliyoruz” açıklaması onların sırrı. 
Bazı ziyaretçiler şaşırıp onların heykel olup olmadığını kontrol etmek için silahlarını almaya çalışıyor böyle durumlarda yanlarında bulunan sivil askerler ziyaretçiyi uyarıyor.
İki nöbetçi Aslanlı Yol’un başında, ikisi bayrak direğinin bulunduğu alanda ve kalanları ise mozole binasının girişinde, toplamda 6 farklı noktada saygı nöbeti tutuluyor. Özel günlerde ise yapılacak törenin özelliğine göre sayı artıp çeşitlenebiliyor.
Eğitimleri sırasında öncelikle sağlık kontrolleri ardından dayanıklılık ve yürüyüş gibi saygı nöbeti için özel eğitimlerden geçiyorlar. 
Nöbet günü geldiğinde sorumlu subay:
“Birazdan önemli bir törene çıkacağız. Kendisini kötü hisseden, nöbeti tutamayacak olan var mı?” diye soruyor. Son kontrollerin ardından öncelikle Aslanlı Yol’a ardından tören yürüyüşüyle görev yerlerine ilerliyor.
2 saatlik nöbetin ardından çeşitli aktivitelerde bulunabiliyorlar.

Devamını Oku

1 Ağustos 2017 Salı

Tarihi değiştirecek iddia!



ENVER Paşa’nın torunu Osman Mayatepek, "En acıklı olan nokta ise temcit pilavı gibi pişirilip sürekli karşımıza çıkarılan ’90 bin askerimiz donarak öldü’ yalanıdır. Sarıkamış tamamen bir Vatan müdafaasıdır ve kaçınılmazdır" dedi.

"MAGAZİNSEL HAVA İÇİNDE TARİH ÇARPITILDI"

"Sarıkamış şehitlerini anmak için yapılan tören Türk milletinin kahramanları için yapabildiği fedakarlıkların canlı bir örneğidir" diyen Mayatepek, "10 bin kişi eksi 9 derecede, Sarıkamış Şehitliği’ne yürüyüp saygı duruşunda bulunup, şehitlerimiz için dua etmiştir. Devlet ciddiyetiyle de fevkalade uyum gösteren bu yürüyüşe Gençlik ve Spor Bakanı, Kuvvet Komutanları, Kars Valisi ve milletvekillerinin de katılması herhalde Mehmet Akif Ersoy’ un duasını bir kere daha gönüllere bahş etmiştir. Bundan evvel yapılan benzer bazı törenler, ister istemez amaç ’Şahsi reklam mı, Sarıkamış sırf araç mı?’ diye düşündürmüştür. Bir magazinsel hava içinde tarihin çarpıtılıp, gazete sayfalarını süsleme çabaları, kanaatimce şehitlerin saygısına hakarettir. En acıklı olan nokta ise temcit pilavı gibi pişirilip sürekli karşımıza çıkarılan ’90 bin askerimiz donarak öldü’ yalanıdır. Bunun mimarı ise kendi beceriksizliğini örtmek için 9. Kolordu Kurmay Başkanı Şerif Bey’in 1922 senesinde yayınladığı ve tamamen bir uydurma olan hatıratıdır" dedi.

"SARIKAMIŞ TAMAMEN BİR ’VATAN MÜDAFAASIDIR’ VE KAÇINILMAZDIR"

Mayatepek şöyle devam etti: "Özet olarak, Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Erkanı Harbiye Başkanı General Bronsart Schellendorf tarafından, Noel dönemine rastlayacak ve Rusları sürpriz bir karşı hücum ile mağlup etmeye yönelik bir teşebbüstür. Maalesef basının bir bölümü bile, genel olarak, ciddi araştırmalar yapmadan veya ’magazin’ havasında bazı şahıslar gibi tarihi çarpıtıp gazete sayfalarını süsleme çabası içindedir. 98 sene geçmiş olmasına rağmen Sarıkamış hala gerektiği gibi değerlendirilmemiştir. Bilhassa 1920’den itibaren siyasi çekişme malzemesi olmuştur. Amaç nettir: Rus orduları Batı cephesinde Almanlar ile harp içindedir. Bizim cephede ise çok az sayıda (100 bin civarı) asker kalmıştır. Rus ordusunun bir kısmı Sarıkamış civarındadır ve yanlış cephelenmiştir.

"KAZANAN TARAF KAÇIYOR"

İlk Rus saldırıları Kasım’da (1914) Köprüköy ve Azap Muhabereleriyle başlamıştır. Burada 3. Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa büyük bir hata yapıyor ve Rusları yenmesine rağmen takip edip son darbeyi vurmak yerine, orduyu 15 km geriye çekiyor. Yani savaşı kazanan taraf kaçan düşmanı kovalayamıyor, geri çekiliyor. Hatta Rusları takip etse Sarıkamış’a ihtiyaç olmazdı. Ruslar Erzurum’a gelmişler, sen onlarla Köprüköy ve Azap’ da savaşıp yenmişsin ve Sarıkamış’a çekilmeye zorlamışsın ama taarruz edip tamamen mağlup etmek yerine geri çekiliyorsun."

ENVER PAŞA’NIN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRSEYDİ SARIKAMIŞ ZAFERLE BİTERDİ 

"Enver Paşa’nın emirleri yerine getirilseydi Sarıkamış zaferle biterdi" diyen Mayatepek, "Bir de hep iklim şartlarından bahsetmeye bayılırlar. Hava soğuktu falan. Bu bir savaş ve nerede, ne zaman ve hangi şartlar altında gerekiyorsa savaşacaksın. Şayet komutanlar Enver Paşa’nın emirlerini yerine getirseydi Sarıkamış zafer ile biterdi" diye vurguladı.

"BU HATA SARIKAMIŞ FELAKETİNE SEBEP OLAN EN BÜYÜK NEDENDİR"

Mayatepek şöyle devam etti; "1- 9 Kolordu Rus cephesini arkadan çevirecekti. 2- 10 Kolordu ise 24 Aralık’ta Bardız bölgesinde olup, 9 Kolordu ile birleşip Rusları çevirecekti. Maalesef gerçekleşen ise çok farklıydı: 1- 10 Kolordu Hafız Hakkı Paşa komutasında Bardıza gitmesi gerekirken, Rus birliklerinin peşine takılıp Koşur istikametine yöneldi (30 ve 31 Tümenler). Yalnız 32 Tümen Bardız’a ilerledi. 25 Aralık’ da ve Sarıkamış’ın batısında Rus Ordusu’nun arkasına düşmesi gereken 10 Kolordu, tamamen Haffız Hakkı’nın "zafer kazanma ihtirası ile yolu 75km uzattığı yetmezmiş gibi, Allahuekber dağlarını geçmeye mecbur kalmış ve fırtına ve tipiye yakalanıp çok büyük zayiat vermiştir ve zamanında Sarıkamış’ a intikal etmemiştir. 2- 9 Kolordu ise 3. Ordu ile 24 Aralık’ da Bardızda birleşir. 

"RUSLAR O ZAMAN AYNI ŞEYİ DÜŞÜNÜYORDU"

Cephe arkasındaki Rus birliklerine taarruz etmek için Kötek yönüne gitmesi ve Rus ihtiyat kuvvetlerine taarruz edip Sarıkamış’a iltihak etmesi gerekiyordu. Maalesef yine evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Bu sapmanın başlıca sebebi Hafız Hakkı ( 10 Kolordu ) Paşa’nın 25 Aralık tarihinde Sarıkamış’ da olacağı varsayımı ile Enver Paşa’nın, 10 Kolordu yalnız kalmasın diye yönünü Kötek’ten, Sarıkamış’a çevirmesi olmuştur. Netice olarak 10 Kolordu yüzde 80 zayiatla bitkin bir şekilde ancak 29 Aralık’ da Sarıkamış’a gelebilmiştir. Bütün bu hataların ve Enver Paşa’nın emrine uymamanın neticesi olarak: 9 Kolordu’nun kuzeybatıdan, 10 Kolordu’nun kuzeydoğudan taarruzetmesi gereken (25/26 Aralık geceleri ) Sarıkamış, bu taarruz gerçekleşmeyince Rus takviye kuvvetleri tarafından güçlendirilmiş ve maalesef savunma yapmak da bile zorlanacak olan Ruslar demiryolu ile nakliye avantajıyla 31 Aralık’ da taarruz edecek duruma gelmiştir. Netice: Sarıkamış Harekatı son derece iyi hazırlanmış bir plandı. Kış aylarında yapılması hatadır masalına gelince baskın niteliği taşıyan her askeri harekatın düşmanın beklemediği yerde ve zaman’da olması zaruridir. Bizim akıl hocaları bugün ne kadar böyle bir mevsimde harekat yapılmazdı diyorsa, emin olun Ruslar’ a o zaman aynı şeyi düşünüyordu. Alternatif olarak Ruslara herhalde "yahu şu kara kış da harp etmeyelim, bahar gelsin, çiçekler açsın, bir mangal ziyafeti yapıp, bir güzel savaşalım" diye bir alternatif düşünmek ancak Charlie Chaplin filmlerinde olabilirdi." 

RUS GENERALİN İTİRAFI 

Mayatepek, "Rus General Maslovski, (Türkler 23 bin şehit vermiştir diyen) Türk Ordusu, Enver Paşa’nın emirleri doğrultusunda hareket etseydi Sarıkamış düşerdi diye itiraf etmiştir. Hatta General Michaelevski harekatın bir kuşatma planı olduğunu anlayınca geri çekilme emri vermiştir. Şayet başarılı olunsaydı Kafkaslara kadar önümüz açılıyordu. Azerbaycan ile birleştiğin andan itibaren ikmal derdi kalmıyor ve tabii’ ki petrol kaynaklarına sahip oluyorsun. Genel değerlendirmeyi Sayın Nevzat Kösoğlu ( Şehit Enver Paşa ) çok güzel yapmıştır: "Komutanlar Enver Paşa’ya ayak uyduramadılar. Plana uymayan bu komutanlarda Enver Paşa hakkında olumsuz propagandayı yapan komutanlardır. Sarıkamış bir vatan müdafaasıdır. Şehit sayısı ile siyaset yapmak alçaklıktır. Çanakkale’de 250 bin şehit verdik. 

"RAKAMLAR İSE TAM BİR PALAVRA"

Hiç kimse hesap soruyor mu? Yok." Herhalde bir savaş kazanılınca ’şehit’ kaybedilince " ölü o olunuyor diye bitiriyor Nevzat bey. Rakamlar ise tam bir palavra. En şiddetli dönemde 3. Ordu’nun toplamı 118,000 kişi iken ve bunun ancak 75 bin kişisi muharip sınıfında olan bir ordu nasıl olurda 90,000 şehit verir. Şerif bey’in kendi beceriksizliğini ört bas etmek için ortaya attığı " 90 bin askerimiz Allahuekber dağlarında donarak öldü" bir karalama kampanyasından başka bir şey değildir. Ciddi kaynaklar ve Genel Kurmay arşivleri hastalıktan ve savaştan ölenler dahil kayıp sayısını 35 bin civarında olarak veriyor. Kazım Karabekir 1921 yılında Enver Paşa’nın yurda dönmesini engellemek için basın yoluyla bir kampanya başlamasını istemiştir.

"KAZIM KARABEKİR İTİRAF ETMİŞTİR"

Savaştan sonra bu iftirayı ortaya atanların amacı Enver Paşa’yı küçük düşürüp halk nezdin deki itibarını ve etkisini yok etmektir. Mustafa Kemal Paşa’da günün siyasi-askeri hususları nedeniyle bir telgrafla Kazım Karabekir’e olumlu cevap vermiştir. Dolayısı ile düzmece haberler ve yorumlar uçmaya başlamış ve Enver Paşa’nın Bolşevik, dinsiz ( Kuranı yanından hiç ayırmayan ve her bulduğu fırsatta namaz kılan bir komutan ) kadınlara olan zaafı yazılmıştır. Belki’ de zaman şartları için de gerekliydi. Kazım Karabekir itiraf etmiştir’ ki Enver Paşa dönerse olumsuz sonuçlar, iç çatışma gibi riskler olabilirdi. Aynı Kazım Karabekir’i Balkan Harbi sırasında "ordudan atılıp, memleketten ihracı" divanı harp tarafından verilen kararı Enver Paşa’nın yırtıp atması sayesinde hem kariyerinin, hem’ de hayatının devam ettiğini itiraf etmiş, Enver Paşa’ya karşı büyük bir sevgi ve hürmetini muhafaza ettiğini belirtmiş ve bütün bunları Paşa’nın geri gelmesi ile " Milli Mücadelenin akamete uğrama ihtimalini engellemek için yaptığını mertçe tiraf etmiştir. Mareşal Fevzi Çakmak Sarıkamış planının doğru ve zamanlı olduğunu açıkça ifade etmiştir. İsmet Paşa (İnönü) ’Enver Paşa, cemiyetimizin kusur saydığı şeylerden aklın almayacağı kadar uzak yaşamış bir insandı’ demiştir" diye konuştu.

"RUS ORDUSU SARIKAMIŞ SAYESİNDE DURDURULDU" 

Mayatepek sözlerini şöyle tamamladı; "Aradan 100 yıla yakın zaman geçti, temcit pilavı gibi ısıtıp hala aynı tepsi içinde sunuyorlar. Ve bunun adı tarih oluyor! Tabii’ ki bazı kimseler ’Enver Paşa’nın torunu objektif olamaz ve Paşa’yı korumak içgüdüsü ile subjektif bir analiz yapıyor’ diyecektir. Önerim, ciddi olan kaynaklardan araştırmak ve okumaktır. Hakikat eninde sonunda kaçınılmazdır. Bir kesin hakikat ise Rus Ordusu Sarıkamış sayesinde durdurulmuş, ciddi bir zayiat vermiş ve 1916 senesinin sonlarına kadar bölgede bir daha hareket edememiştir. Bazılarına göre Sarıkamış’ da herkes donarak öldüğüne göre, Rus zayiatları ve 1,5 sene boyunca doğuda kıpırdayamıyacak duruma gelmelerinin tek sebebi, safsataci tarihçilerimize göre, muhtemelen. "Türklere ayıp olmasın diye toplu intiharlara karar verip 25 bin kadar Rus askerinin bunu gerçekleştirmesidir. Daha ne diyebiliriz."
Devamını Oku

29 Temmuz 2017 Cumartesi

SIBIRYA VE ALASKA'DA BUZULLAR ERIYOR; INSANLIĞIN HIÇ TANIMADIĞI VIRÜS TÜRLERI ORTAYA ÇIKABILIR!

 
Bilim dünyası bugünlerde küresel iklim değişikliğinin daha önce hesaplanmayan, insanlığı kısa sürede yok edebilecek bir riskini tartışıyor. Çünkü küresel ısınmanın etkisiyle Sibirya ve Alaska’da on binlerce yıldır buz altında kalan topraklar açığa çıkmaya başladı. Bu topraklarda ‘kış uykusunda’ bulunan ve insanlığın hiç tanımadığı virüsler sağlığımızı tehdit ediyor. Hürriyet gazetesi'nden Umut Duygu'nun haberine göre Amerikan Ulusal Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, Alaska’da 32 bin yıl önce donan bir bakteriyi hayata döndürdü. Geçen ağustosta Sibirya’da 12 yaşında bir çocuk eşi görülmemiş bir şarbon hastalığı yüzünden hayatını kaybedince ‘teorik tehdit’ ete kemiğe büründü. Bu konuyu çözmeye çalışanlar arasında Türk bilim insanları da var. Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsünden Prof. Berat Haznedaroğlu bu alanda çalışan isimlerden biri. Haznedaroğlu, “Ortaya bir bakteri ya da virüs çıkabilir ancak bunun insanları ya da hayvanları ne kadar etkileyeceğine cevap vermek çok zor” diyor. Nasıl ilaç bulunacak? Almanya’daki Max Planck Deniz Mikrobiyolojisi Enstitüsü’nde çalışan araştırmacı Burak Avcı da virüslerin kış uykusundan uyanabileceği uyarısında bulunuyor: “Buzulların alt tabakalarında meydana gelen erime uzun süredir ‘kış uykusunda’ bekleyen mikroorganizmaların yeniden aktif hale gelmesine neden olabileceği için halk sağlığını tehdit edecek sonuçlar doğurabilir. ‘Kış uykusu’ diyebileceğimiz bu durum, mikroorganizmaların çok uzun süre, varlığını sürdürmesine olanak sağlıyor.”


Yeni antibiyotiklere itiyaç var

Avcı, başka bir riski daha vurguluyor:
“Dünya Sağlık Örgütü, şubat ayında yaptığı açıklamada, bazı bakterilerin antibiyotiklere dirençli hale geldiğini ve acilen yeni antibiyotiklere ihtiyaç olduğunu vurguladı. Halihazırda insan sağlığını tehdit eden bakterilere karşı koyabilecek antibiyotiğimiz yokken, küresel iklim değişikliğiyle tekrar canlanabilecek ‘eski’ bakterilerle nasıl başa çıkacağımız tam bir muamma.”

"İnsanlık hazır değil"

Prof. Berat Haznedaroğlu’na göre asıl risk günümüz insanının bu hastalıklara hazır olup olmadığı:
“Erken zamanlarda ortaya çıkan ve insanları enfekte eden bir virüs günümüze kadar bir evrim sürecinden geçiyor. Bu süre zarfında insan da bir evrim sürecinden geçiyor. Eski insan bu bakterilerle etkileşim sonucu bir bağışıklık kazanmış olabilir fakat şu anda biz kendi evrim sürecimizden sonra bu hastalıklara maruz kalmadığımız için bu bağışıklığı kaybetmiş olabiliriz. Bu bakteri ve virüsler ortaya çıkarsa modern insana hakikaten zarar verme ihtimalleri var.” 


Peki böyle bir salgın durumunda Türkiye ne kadar güvende olur?

Haznedaroğlu, salgınların günümüzde çok daha hızlı yayılabileceğini söylüyor:
“Türkiye’de yılın her mevsimi donmuş halde bulunan toprak yok. Fakat bu risk yok demek değil. Hatırlayın, kısa bir süre önce kuş gribi, domuz gribi gibi vakalar ansızın ortaya çıktı. İnsanların hızla hareket ediyor olması riski Türkiye dahil herkes için geçerli kılıyor. Yani o bölgeden birinin turist olarak ülkemize gelmesi tüm hesapları değiştirebilir. Yine de bu riski ölçmek zor.” Haznedaroğlu, bu riskle mücadele için Paris İklim Antlaşması gibi yaptırımların önemini vurguluyor.

Devamını Oku

20 Temmuz 2017 Perşembe

Kimdir ? Hüseyîn Nîhal Atsız

Atsız, Nihal

 tam adı Hüseyîn Nîhal Atsız (d. 25 Ocak 1905, İstanbul - ö. 11 Aralık 1975, İstanbul), Türk düşün ve siyaset adamı, yazar. Turancılık akımının Cumhuriyet dönemindeki önde gelen temsilcilerindendir.


İstanbul Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi, aynı okulda asistan oldu (1931). Aynı yıl, Atsız Mecmua'yı yayımlamaya başladı. Köycü bir yaklaşımdan Turancı bir yaklaşıma yönelen bu dergideki yazıları nedeniyle öğretmen olarak Malatya’ya sürüldü (1933). Bu tarihten 1952’ye değin, Anadolu ve İstanbul’daki ortaöğretim kurumlarında aralıklarla öğretmenlik etti. Kasım 1933 - Temmuz 1934 arasında Orhun dergisini çıkardı. II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Alman başarılarına koşut olarak güçlenen Turancı akım içinde önemli bir yeri oldu, dönemin tartışmalarına katıldı. Ekim 1943’te Orhun'u yeniden çıkarmaya başladı. Bu dergide solcu etkinlikleri ve solcuları Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na şikâyet eden iki mektup yayımlaması (Mart-Nisan 1944) olaylara neden oldu {bak. Atsız-Sabahattin Ali Davası). Almanya’nın savaşı yitireceğinin anlaşılması üzerine Turancılar hükümetin desteğinden yoksun kalınca, Eylül 1944’te Irkçılık-Turancılık Davası’yla ilgili olarak tutuklandı. Ekim 1945’te serbest bırakıldı; 1947’de beraat etti. 1952’de daha önce de bir süre çalıştığı Süleymaniye Kütüphanesinde görevlendirildi. 1952’de Orhun, 1964’te Ötüken (1975’e değin) dergilerini çıkardı. Ötüken'de yazdığı bir yazı nedeniyle 1973’te hüküm giydi, ama ertesi yıl özel afla serbest bırakıldı.

Atsız’ın milliyetçiliği şamancı-ırkçı yönelimlidir ve İslamiyet öğesine yer vermez. Ama bu görüşleri, Türkçülük akımı içinde egemen olamamıştır.

Türk tarihi ve edebiyatı konusundaki araştırmaları {Türk Tarihi Üzerine Toplamalar, 1935; Türk Tarihinde Meseleler, .1966), tarihsel romanları {Bozkurtların Ölümü, 1946; Bozkurtlar Diriliyor, 1949; Deli Kurt, 1958), hece ve aruz ölçüsüyle yazdığı şiirleri {Yolların Sonu, 1946) vardır.

Atsız-Sabahattin Ali Davası, Sabahattin Ali’nin Nisan-Mayıs 1944’te, Nihal Atsız’ın solcuları hedef alan makaleleri üzerine onun aleyhine açtığı dava ve bu dava nedeniyle çıkan olaylar dizisi.

II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında, Naziliğin ideolojik etkisi ve Almanya’nın siyasal-askeri çıkarları nedeniyle sağladığı destek, Türkiye’de Irkçılık-Turancılık akımının gelişmesine yol açmıştı. Ama Almanya’nın savaş alanlarında gerilemesi, özellikle 1943’ten başlayarak resmî çevrelerde bu akıma karşı gösterilen hoşgörünün azalması sonucunu verdi. Öte yandan sol yayınlarda da bir canlanma olmuştu. Mayıs 1943’te sol eğilimli Faris Erkman, Irkçılık ve Turancılığı hedef alan, bu akımı yabancı (Alman) kuklası olmak, ülkeyi savaşa sokmayı istemek ve Kemalizme ve hükümet politikasına karşı çıkmakla suçlayan “En Büyük Tehlike” adlı bir broşür yayımladı. Böylece Turancılarla sol kesim arasında, basının da katıldığı sert bir tartışma başladı. Süregiden bu tartışma çerçevesinde, Irkçı-Turancı çevrelerin önde gelen adlarından Nihal Atsız Mart 1944’te, kendi çıkardığı Orhun dergisinde “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup” adlı bir yazı yayımladı. Yazı son zamanlardaki solcu yayın ve etkinlikleri hedef almakta, bunları başbakana şikâyet etmekteydi. Ama başbakana salt görevi nedeniyle değil, aynı zamanda “Türkçü” olarak tanındığı için sesleniyordu. Solculara karşı ittifak temelinde, Turancı akıma karşı hoşgörülü tutumu son zamanlarda zayıflayan hükümet çevrelerine yakınlaşma isteğini de dile getirmekteydi. Atsız, Nisan 1944’te aynı dergide “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye ikinci Açık Mektup”u yayımladı. Bu yazıda da, aralarında Ankara Devlet Konservatuvarı dramaturglarından yazar Sabahattin Ali ile bazı üniversite öğretim üyelerinin dt bulunduğu sol eğilimli kişilerin adları verilmekte, bunlar solcu etkinliklerde bulunmakla suçlanmaktaydı.

Bu yazı üzerine dergi kapatıldı yazıda adı geçenlerden Sabahattin Ali, Atsız aleyhine hakaret davası açtı. 26 Nisan 1944’te Ankara’da başlayan dava sırasında Adliye’de Atsız lehine gösteriler yapıldı, olaylar çıktı. Bir gün sonra Turancı bir grup Sabahattin Ali’ye saldırdı. 3 Mayıs’taki ikinci duruşmada, Atsız yanlısı kalabalık bir öğrenci grubu Ankara sokaklarında yürüyüş yaptı, Sabahattin Ali’nin kitapları yakıldı. Polisin karışması üzerine olaylar daha da büyüdü. 9 Mayıs’taki son duruşmada Nihal Atsız, dört ay hapis cezasına çarptırıldı ,cezası tecil edildi.

Olay basında ve kamuoyunda geniş yankılar yarattı. Hükümete yakın basında Turancılığı hedef alan yazılar yazıldı. Bu olay kamuoyu ve hükümet çevrelerinde Irkçı- Turancı akıma hoşgörülü havanın kesinlikle değiştiğine tanıklık ediyordu. Nitekim bu davayı Irkçılık-Turancılık Davası izlemiştir. Bu dava daha sonraki kimi gelişmelerin de (Tan olayı, DTCF’deki tasfiye vb) başlangıç noktası sayılabilir.

Devamını Oku

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kimdir ? Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk (19 Mayıs 1881, Selanik – 10 Kasım 1938, İstanbul), Türk Kurtuluş Savaşı'nın askeri ve siyasi lideri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve 1923'ten 1938'e dek görev yapmış ilk CumhurbaşkanıTürk OrdusuMareşali ve daha öncesinde bir Osmanlı paşası.
Atatürk Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusuna hizmet veriyordu; Çanakkale Cephesi'nde albaylığa, Sina-Filistin Cephesi'nde ise Yıldırım Orduları (7. Ordu) generalliğine atanmıştır. Savaşın sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisini takiben Türk Kurtuluş Savaşı'ndaki Türk Ulusal Hareketi'ne önderlik etmiştir. Kurtuluş Savaşı sürecinde Ankara Hükûmeti'ni kurmuş, askeri eylemleriyle İtilaf Devletleri tarafından gönderilen askeri güçleri bozguna uğratmış ve Türk milletini zafere götürmüştür. Atatürk daha sonra eski Osmanlı İmparatorluğu'nu modern ve seküler bir ulus devletine dönüştürmek için politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel reformlar başlatmıştır. Liderliği altında binlerce yeni okul inşa edildi. İlköğretim ücretsiz ve zorunlu hale getirildi. Kadınlara sivil eşitlik ve politik haklar verildi. Köylülerin sırtına yüklenen ağır vergiler azaltıldı. Türk Orduları Başkomutanı olarak Sakarya Meydan Muharebesi'ndeki başarısından dolayı 19 Eylül 1921 tarihinde "Gazi" unvanını almış ve mareşalliğe yükselmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi'ni Halk Fırkası adıyla kurmuş ve ilk genel başkanı olmuştur. 1938 yılındaki vefatına kadar arka arkaya 4 kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten cumhurbaşkanı olmuştur.
Atatürk tarihte oynadığı önemli rolden dolayı pek çok yazar ve tarihçi tarafından incelenmiş ve hakkında 379 eser yazılmıştır. Bu yönüyle hakkında en çok eser yazılan ilk 100 kişi arasında yer almaktadır. Ayrıca dünyada ilk kez ve tek örnek olmak üzere, Birleşmiş Milletler'in UNESCO örgütü tarafından, kendisinin 100. doğum yılı olması sebebiyle ve tüm ülkelerin oy birliğiyle 1981 yılı "Atatürk Yılı" olarak kabul edilmiştir. Dergilerinin Kasım 1981 sayısında da, Atatürk ve Türkiye konusu ele alınmıştır.

Mareşal · Gazi · Ebedi Şef
Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk'ün 1930'lardan bir portresi
1. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Görev süresi
29 Ekim 1923 - 10 Kasım 1938
Başbakanİsmet İnönü (1923-24, 25-37)
Ali Fethi Bey (1924-25)
Celâl Bayar (1937-39)
Yerine gelenİsmet İnönü
1. İcra Vekilleri Heyeti Reisi
Görev süresi
30 Nisan 1920 - 24 Ocak 1921
Yerine gelenFevzi Paşa (Çakmak)
Türk Ordusu Başkumandanı
Görev süresi
5 Ağustos 1921 - 29 Ekim 1923
AtayanTürkiye Büyük Millet Meclisi
1. Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
Görev süresi
24 Nisan 1920 - 29 Ekim 1923
Yerine gelenAli Fethi Bey (Okyar)
1. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı
Görev süresi
9 Eylül 1923 - 10 Kasım 1938
Yerine gelenİsmet İnönü
Türkiye Büyük Millet Meclisi
1., 2., 3., 4. ve 5. Dönem Milletvekili
Görev süresi
23 Nisan 1920 - 10 Kasım 1938
Seçim Bölgesi
Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Umumî Reisi
Görev süresi
7 Eylül 1919 - 9 Eylül 1923
Heyet-i Temsiliye Reisi
Görev süresi
24 Ağustos 1919 - 9 Eylül 1923
Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyâri
Görev süresi
15 Ağustos 1918 - 9 Temmuz 1919
HükümdarVI. Mehmed
9. Ordu Kıtaatı Müfettişi
(sonradan 3. Ordu Müfettişi)
Görev süresi
16 Mayıs 1919 - 9 Temmuz 1919
Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı
Görev süresi
31 Ekim 1918 - 7 Kasım 1918
Yerine geldiğiLiman von Sanders
7. Ordu Kumandanı
Görev süresi
7 Ağustos 1918 - 7 Kasım 1918
Yerine geldiğiFevzi Paşa
2. Ordu Kumandanı
Görev süresi
7 Ağustos 1918 - 7 Kasım 1918
Yerine geldiğiAhmed İzzed Paşa
Kişisel bilgiler
DoğumAli Rıza oğlu Mustafa
19 Mayıs 1881
Selanik, Selanik Vilayeti, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm10 Kasım 1938 (57 yaşında)
Dolmabahçe Sarayı, İstanbul, Türkiye
Yattığı yerEtnografya Müzesi, Ankara(21 Kasım 1938 - 10 Kasım 1953)
Anıtkabir, Ankara
(10 Kasım 1953'ten beri)
MilliyetiTürk
PartisiCumhuriyet Halk Partisi
Diğer siyasi
bağlantıları
Vatan ve Hürriyet Cemiyeti
İttihat ve Terakki Cemiyeti
Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti
Evlilik(ler)Latife Hanım (e. 1923-25)
Bitirdiği okulMekteb-i Harbiye-i Şahâne
Mekteb-i Erkân-ı Harbiyye-i Şâhâne
HükümetiI. İcra Vekilleri Heyeti
İmzası
Askerî hizmeti
Takma adıŞerif (Trablusgarp Savaşı'nda)
BağlılığıOsmanlı İmparatorluğu Osmanlı (1893-1919)
Türkiye Türkiye (1921-1927)
BranşıPiyade[1]
Hizmet yılları1893-1927
RütbesiMareşal
Komutası
  • 19. Tümen
  •  
  • 16. Kolordu
  • 2. Ordu
  •  
  • 7. Ordu
  •  
  • Yıldırım Orduları Grubu
  •  
  • TBMM Orduları
Çatışma/savaşları31 Mart Ayaklanması
Trablusgarp Savaşı
Balkan Savaşları
I. Dünya Savaşı
(Çanakkale Cephesi ·Kafkasya Cephesi ·Sina ve Filistin Cephesi)
Türk Kurtuluş Savaşı
(Batı Cephesi)
Devamını Oku